Anılarınızı gönderin, paylaşalım!!!Anılarınızı gönderin, paylaşalım!!!

 

 

 

Ahlen, 16.09.2009

Lüks Ereğli Otobüsleri ile Torosları Aşmak,                 Ereğli – Antalya Yolculuğu

 

Lüks Ereğli Turizm Seyahat, gerçekten Ereğli’mizin adına yakışır bir seyahat firmasıdır ve Lüks Ereğli gerçekten lükstür, hizmetkardırlar ve de gururludurlar da.Kuruluşu, (kendi kaynaklarından alıntıdır) , Meram Turizm Seyahat firmasında çalışmakta olan kiralık araç sahiplerinin birleşerek yeni bir şirket kurmak istemleriyle temeli atılmış ve ilçemizin adını taşıyan Lüks Ereğli Turizm Seyahat Nakliyat San. Tic. A.Ş. olarak kurulmuştur.1996 nisan ayında 23 adet 0403 Mercedes Benz otobüsleri ilk olarak seferlere başlamıştır.

 

Yıllardır Antalya-Ereğli arası yolculuğumu Lüks Ereğli ile yapıyorum, menmuniyetimi burada belirtmek istiyorum.Otobüsün içindeki yolcularla, şoför ve mavinleriyle ayrı bir sıcaklık ve güven duygusu veriyor insana.Kendimi güvende hissediyorum, şoförü veya mavini tanımamaksızın

 

Benim için yolculuk Antalya – Ereğli arasıdır.Güzergahın geri kalan kısmını bilemem, anlatamam da.

 

Büyükşehir antalya’dan otobüsün şehri terk etmesi, Alanya Yolu’na çıkması epey bir zaman alır.Yolcuların otobüs terminalinden otobüse bindikleri kadar şehir içinde değişik mevki ve mahallelerde de binmeleri sözkonusu.Bu yolcular ayrıca menmuniyetini bildirmeliler bence.Ben her daim biletimi önceden alırım, yerimi ayırttırırım bir sorun yaşamamak için.Antalya terminalinde perona gelmesi dakiktir, merakla otobüsün perona gelmesini bekleriz eşimle, her zaman da köylümüz ve akraba çocuğu, çok usta bir şoför olan Abitter Mucuk’u (köyümüzdeki lakabı ile Yeşil’i merakla bekleriz, belki aynı sefere rastlarız diye ve nitekim iki kez denk de geldi, ona ayrıca sevinmiştik.Çoğunluk yurtdışında kaldığımız için gözler tanıdık bir simayı özleyerek arıyor.

 

Antalya’yı terk etmek takriben yarım saati alır, anayolda ilerleyen otobüs içerisinde rahat koltuğunda inen ve binenlere bakarız, seyir halinde iken merakla hep sağa-sola bakarak zaman, farkına varmamaksızın geçer gider.Hareket halinde iken yollardaki insan ve arabaların hareketliliği biraz daha hız kazanır, sanki insanlar karıncalar misali hep hareket halinde.Bu durum insanı sıkmaz zannederim, en azından biz sıkılmıyoruz.

 

Şehir çıkışından itibaren istikamet Manavgat, Manavgat’ta yolcu olursa otobüs terminale girer, sigara içenler çabucak bir sigara içerler, şoför sigara içiyorsa zaten dersin hemen, sigara içme zamanım yeterlidir.Antalya-Manavgat 80 arası aşağı yukarı kilometredir.Manavgat’a gelince bir sigara molasından sonra içimden derim ; bir saatlik yol geride kaldı.

 

Manavgat’ı geride bıraktıktan sonra artık kuzeye yönelmeye, Toroslara tırmanmaya başlar, yolculuk devam eder.Tabii oralara gelene kadar sağın ve solun, evlerler, dükkanlarla, işyerleriyle ve satıcılarla süslüdür.Her  türden satıcılar olanca güç ve becerileriyle tezgahlarını en güzel hazırlamak için özen gösterdikleini isbat edercesine uğraşı vermeleri dikkati çeker.

 

Artık kuzeye yöneldik, yani basamak basamak Toroslara tırmanıyoruz. Toros Dağları, Toroslar, kaç ülkeye hitap etmez, kaç dil ile muhatap deği ki, milyonlarca inasanın Toroslar için sözü, sazı, anısı, yaşam hikayeleri olmasın.Binlerce kilometre uzunluğuyla, yüzlerce kilometre eniyle, binlerce metre yüksekliğiyle Toroslar, Toroslar, aşılması zor, her yerinde geçit ve müsade vermeyen Toroslar, kimler Toroslar için yazıp çizmemiş ki, milyonlar ama milyonların Torosları, Sıra Dağları.Kimleri barındırmadı, hangi zenginlikleri bağrında saklamıyor ki ?

 

İnişleriyle, çıkışlarıyla Toroslar, virajlar, virajlar, keskin virajlar, yokuş yukarı, yokuş aşağı, günlerce, aylarca Toroslar üzerinde yolculuk yapsan usanmazsın.Hele bu yolculuk Lüks Ereğli ile olursa.

 

Sıfır metreden başlayan yolculuk, Toroslara dikine yöneldikten itibaren adım adım yükselmeye başlar, zaten yükselirken de alçalırken de otobüsün içinde farkına varırsınız.Yılan gibi kıvrılan ve sürekli yükselen yolun bazan sağ tarafı, bazan sol tarafı uçurumdur, ilk yolculuk yaptığım doksanlı yılların sonuna doğru bazı yerlerde salavat getirilecek kadar uçurum olan yerler vardı.Yıldan yıla yol çalışmaları yapılarak oldukça iyileştirme yapılmıştır.

 

Zirveye yaklaştıkça yol kenarındaki satıcılar da seyrekleşir.Zirve 1820 metre ile bariz olarak yüksekliğini fark ettirir.Mayıs aylarındaki yolculuklarda kar size yer yer eşlik eder.Tabii hava kirliliği o güzelim beyaz kar rengini bozlaştırmamışsa.Sağın solun hep çam ormanları, bazan bodur, bazan en güzel endamıyla zevkle kendini seyrettirir.Kurumuş çamlar insana ayrı bir hüzün veriyor, tepeleri kopmuş çamlar dikkati çekiyor.

 

Köyler sanki saklanmış, gizlenmiş, bizim Konya Ovasındaki köyleri oldukça uzaktan bütün çıplaklığı ile görebilirsiniz. Yenilenen yollara bazan eski Akseki-Antalya Yolu eşlik eder, körsen körsen de görünse o yollardan hangi meşakkatlerle gidip gelenler oldu, kimbilir hangi tipileri yaşadılar, hangi korkularla yolculuk yaptılar.Bir anda kafamdan geçen düşünce fırtınasıdır.

 

Zirveye yaklaştıkça ormanlar da zayıflığını, azaldığını gösteriyor.Akseki coğrafi yerleşim yeri olarak tipik bir özellik gösterir.Toroslar boyunca, yerleşim yerleri oldukça küçük, yaşam şartlarının çetin olduğunu düşünüyorum.

 

Torosların zirvesine eriştikten sonra Akdeniz İklim özelliği yavaş yavaş kaybolur, zirveden itibaren yine iniş ve çıkışlarla, virajlarıyla sürekli bir alçalma başlar, buna parelel olarak da ormanlar azalır, iklim özelliği tamamen değişir, artık Akdeniz Bölgesi arkanızda kalır.Yolculuk bu güzelliğiyle Seydişehir’e kadar sürer.Seydişehir’de yarım saatlik ihtiyaç molasından sonra yolculuğun monoton bölümü gelir.

 

110 kilometreden sonra Konya’ya gelirsiniz, tepeden kuşbakışı ile zevkle Konya’nın muhteşemliğini seyretmekten kendinizi alamazsınız.Artık başka bir dünyadasınız. Konya içinde geçen yolculuk insana ayrı bir haz verir, o düzgün ve planlı yapılaşması bana her defasında Avrupa’yı hatırlatır ve derim : „İşte, Avrupa „, o ovalıkta gelip geçmiş belediye başkanları çalışmış, çabalamış ve isbat etmiş, cennet gibi bir şehir meydana getirmişler.

 

Yarım saat otobüs terminalinde ihtiyaçlarınızı giderir, sağa sola gezinerek yolculuğun vermiş olduğu tembelliği, uyuşukluğu giderirsiniz.

 

Ereğli’ye artık iki saatlik bir yolunuz kalmıştır, gayet sıkıcıdır, monotondur.İp gibi dümdüz bir yol, istersen gaz pedalına bir ağırlık koy, bağdaş kur ve otur koltuğa.Yolda giderken olan ağaçları sayabilirsiniz, yeraltı suları ile güzel sebze yetiştirebilen o insanların neden dört ağaç dikip yetiştiremediklerini gerçekten anlayamıyorum.Dik dört ağaç, gölgesinde otur, dinlen, gelen-geçen belki bir yemek yer, arkandan dua eder.Yaklaşık 100 kilometreden sonra ülkemizin tek çölü Karapınar gelir.Doğa şartları pek gelişmeye müsait olmasa da Askeriye yeşillendirmiş ve göstermiş, ama gören yok, örnek alan yok.Kuru bir dua ile çöl çöllükten kurtarılamaz.

 

Ereğli’ye yaklaştıkça yavaş yavaş kokusu önce gelir, uzaktan yeşilliğini görürsünüz ve hak verirsiniz neden „ Yeşil Ereğli „ olarak nitelendirildiğini.Garaja girersiniz, bekleyen o sıcak ve biraz da telaşlı insanları görürsünüz.Yaklaşık sekiz saat süren bir yolculuktan sonra memlekete gelmenin sevincini yaşayarak evinize gidersiniz.

 

Bütün yolculuk süresince Lüks Ereğli Seyahat Şirketi eksiksiz hizmetini sunar, çay, kahve, kola ve benzeri yiyecek-içecekler sunar, yapılan servis ve hizmet ayrıca bir sevinç verir size.

 

Lüks Ereğli Seyahat Şirketinin tecrübeli ve usta kaptanlarıyla güzel , zevkli ve emniyetli bir seyahat yapmış olursunuz.

Mustafa Dumlu