İÇKİ

TC Ramazan Çakir (Notlar) - 28 Mayıs 2013 Salı, 12:21

İçki, sadece bizim kültürümüzün değil, evrensel kültürün de ayrılmaz parçasıdır.

İnsanlar, binlerce yıl önce de üzüm, elma ve hurma gibi meyvelerin özünde belli yöntemlerle içkiler yapmışlar ve içmişlerdir.

Nuh Tufanı’nda gemiye yerleştirilenlerden birisi de şaraptır. İçki, ortaya çıktığı günden beri hep sorun olmuştur. Tartışılmış,yasaklar konulmuştur. Söylendiği gibi içki, şişede durduğu gibi durmaz. İnsanın davranışların da taşkınlığa, olumsuzluğa yol açar. Hem bireyin kendisi, hem de toplum için yıkıcı sonuçlar doğurabilir, felaketler getirebilir.

İçkinin insan beyninde yaptığı kamçılama, insana yapay bir zevk verir, dertlerini unutturur, onu mutlu eder.

Bugünler de içki, yine tartışılıyor. İçkiye belli yasaklar getiriliyor.

İçki, hiçbir zaman toplumlar tarafından özgür bırakılmamış, bu konuda  belli kurallar getirilmiş, yasaklar konulmuştur. Bu yasaklar,mutlaka konulmalı fakat bireyin yaşam biçimini, özgürlüklerini de sınırlandırmamalıdır.

Kırşehir’de mahalle arasında yapılan düğünler de sokak ortasına içki masasının kurulması, parklarda, dinlenme yerlerin de insanların içki içmesi hoş olmuyor. Bunlar, mutlaka yasaklanmalı. Ben buna yürekten katılıyorum.

Kırşehir’in en güzel mesire yerleri içkicilerin mekanı. Kırılmış şişeler, çevrede yapılan tahribat bunun acı örnekleridir. Güzelim mesire yerlerimizi niçin ayyaşlar mesken tutsun, oralara aileler, çocuklar neden gidemesin, bunun bir izahı var mı?

İçki, pek çok toplumda yasaklanmış fakat yasaklar asla birçözüm olmamıştır.

İçki yasağını getiren en ünlü yöneticimiz de IV. Murat’tır.

IV. Murat, içkiyi yasaklamış ama kendi içmeye devam etmiştir.

IV. Murat’ın içki yasaklarıyla ilgili pek çok fıkra vardır.

IV. Murat döneminin ünlü ayyaşlarından Bekri Mustafa ile ilgili pek çok fıkra var. İsterseniz bunlardan bir tanesini anlatalım.

Sultan IV. Murat, tebdil-i kıyafet teftişe çıkar, içki içen var mı hesabı. Bir kayığa biner, boğazı geçecektir, kayıkçı bizim meşhur ayyaş Bekri Mustafa'dır. Kıyıdan açılırlar, Bekri Mustafa şişeyi zuladan çıkarır, iki fırt çeker. Kılık değiştirmiş sultan sorar:

- O nedir?

- (bekri ihtiyatlıdır) kuvvet şurubu, iki yudum içince kürek falan vız gelir bana

Padişah merak eder:

- Birader ver iki yudum da ben içeyim.

Bekri acır, kimse görmeden gariban içsin iki yudum şarap der, şişeyi uzatır, sultan kafaya diker:

- Ulan bu düpedüz şarap.

Bekri: evet şarap

Padişah: ulan ben şarabı yasak etmedim mi?

Bekri: lan sen kimsin şarabı yasaklayacaksın?

Padişah: ben sultan Murat'ım

Bekri küreği kapar: vurdum mu küreği yuvarlarım seni aşağı, daha iki yudum içtin kendini padişah zannettin, şişeyi bitirsen hâşâ dünyayı ben yarattım diyeceksin…

Fatih’in babası II. Murat da şarap için şunları söyler;

“Saki getur getur yine dünkü şarabımı

Söylet dile getur yine cengir rubbabını

Ben verirken gerek bana bu zevku safa

Bir gün gele ki görmeye kimse turabımı (toprağımı)”

Padişahlarımızdan içkiyi methedenler de vardır,yasaklayanlar da…

Divan Edebiyatımız’ın iki temel konusu vardır.

Aşk ve şarap…

Yüzyıllar boyunca şairler, padişahlar bu konuyla ilgili şiirler yazmışlardır.  Fuzuli, Baki ve Nedim’in yazdığı şiirlerden bazı örnekler verelim.

“Haddeden geçmiş nezâket yâl ü bâl olmuş sana

Mey süzülmüş şîşeden ruhsar-ı âl olmuş sana”

“Meyhane mukassi görünür taşradan amma,

Bir başka ferah başka letafet var içinde.”

“Gülelim, oynayalım, kâm alalım dünyadan

Mâ-i tesnim içelim çeşme-i nev-peydadan

Görelim âb-ı hayat aktığın ejderhadan

Gidelim serv-i revanım yürü Sadabâd'e”

… 

Nedim’in bu dizeleri, insana haz, heyecan ve coşku veriyor. Bunları okuyup da beğenmemek mümkün mü?

Ünlü Hiciv ustası Nef’i’nin şu dizelerine bakalım:

“Dönsün yine peymaneler, olsun tehî humhâneler,

Rakseylesln mestflneler, mıtrıblar ettikçe nagem

(Yine kadehler dönsün, meyhaneler boşalsın

Çalgıcılar saz çaldıkça, sarhoşlar kalkıp oynasın)

Şair, ne kadar coşkulu, ne kadar içten yazmış.

En ünlü Divan Şairi Fuzuli, bir çok gazelinde içkiyi över.

“Sofuların huyunun müridi gördüğüm gönlüm

Şarapta ne gördü bilmem ki şaraba tapar oldum.”

Ziya Paşa, bir şiirinde şöyle der;

“İç bade güzel sev var ise akl-u şuurun”

Yaşamı boyunca iktidarı eleştiren Ziya Paşa da huzuru meyhanede bulmuş.

Nurullah Ataç’a göre, “Divan şiirini sevmeyen, ondaki sesi duymayan bir Türk, Avrupa şiirini de, yeni şiiri de gerçekten sevemez. Şiir hangi kalıba girerse girsin, hangi dilde, hangi çağda yazılırsa yazılsın, bütün ayrılıklar, bütün değişmeler arasında kalan bir özü vardır. O özü, Divan şiirinde duymayan, başka şiirlerde de duyamaz.”

Divan şiirini Ataç’tan daha güzel kim anlatabilir?

Divan Edebiyatı’nı sevmeyenlerin edebiyatı da anladığı nısanmıyorum.

İçkiye şiirlerinde en çok yer veren şairlerimizden biri de Yahya Kemal’dir.

Yahya Kemal döneminde Kurtuluş Savaşı olmuş. Büyük katliamlar, yıkımlar yaşanmış ama o şiirlerin    de farklı bir dünyayı anlatmıştır.

“İçtik bu nadir içki'yi yıllarca kanmadık...

Bir böyle zevke tek bir ömür yetmiyor, yazık!”

Yahya Kemal, İspanya’ya Büyükelçi olarak atanmış, bu dönemde İspanya’da iç savaş yaşanmış. Yahya Kemal ise iç savaşı değil, meyhaneyi anlatmış.

“Zil, şal ve gül. Bu bahçede raksın bütün hızı...

Şevk akşamında Endülüs üç defa kırmızı...

 

Aşkın sihirli şarkısı yüzlerce dildedir.

İspanya neş'esiyle bu akşam bu zildedir.

 

Yelpaze çevrilir gibi birden dönüşleri,

İşveyle devriliş, saçılış, örtünüşleri...

 

Her rengi istemez gözümüz şimdi aldadır;

İspanya dalga dalga bu akşam bu şaldadır.

 

Alnında halka halkadır aşüfte kâkülü,

Göğsünde yosma Gırnata'nın en güzel gülü...

 

Altın kadeh her elde, güneş her gönüldedir

İspanya varlığıyla bu akşam bu güldedir.

 

Raks ortasında bir durup oynar, yürür gibi;

Bir baş çevirmesiyle bakar öldürür gibi...

 

Gül tenli, kor dudaklı, kömür gözlü, sürmeli...

Şeytan diyor ki, sarmalı, yüz kere öpmeli...

 

Gözler kamaştıran şala, meftun eden güle,

Her kalbi dolduran zile, her sineden: "Ole!"

Yahya Kemal’in her şiiri ayrı güzeldir. Çünkü o bizeTürkçenin güzelliklerini, sırlarını gösterir. Onun şiirini okuyan her insanda estetik duygular uyandırır.

“Bir rakı şişesinde balık olsam” diyen Orhan Veli’ye ne demeli…

Şu dizelerine bakalım;

“Akşam olmuş, gün batmış,

İçmeyip de ne halt edersin”

Orhan Veli, çok genç yaşta bir gece sarhoş olarak evine giderken Belediye’nin açtığı çukura düşerek aramızdan ayrılmıştır.

Ünlü şairimiz Nazım Hikmet, pek çok şiirinde içkiden bahseder. Ama onun içkiyle ilgili yazdığı şu şiir, ders alınması gereken bir şiirdir.

“Rakı!!! Bu meret öyle bir merettir ki, acıyla içilir,tatlıyla içilir, neşeyle içilir, ağlayarak içilir, kavunla içilir, peynirle içilir, ikisi beraber çok güzel içilir, yemekle içilir, suyla içilir, susuziçilir, sodayla içilir, şalgamla içilir... Ama bir tek salakla içilmez…

Nazım’ın da söylediği gibi rakı, sadece salakla içilmez. Salakla ne yapılır ki?

İnternette en çok tıklanan yazarlarımızdan biri olan Can Yücel’e ne demeli…

Ölür Gibi İçeceksin -Öleceksin Arkadaş

“Rakı sofrasında susulmaz arkadaş,

Hıçkıra hıçkıra ağlayacaksın.

Arınacaksın gururundan, paşa gibi.

Şerefe ulan diyeceksin Şerefsiz Dünyaya inat şerefimize,

Kırar gibi tokuşturup kadehleri,

Gırtlağınla titreteceksin meyleri..

Gömeceksin kendini şişelerin dibine, ölür gibi içeceksin!

Öleceksin arkadaş.

Oturtacaksın karşına geçmişini,

Güle güle küfür edeceksin...

Unutacaksın, unutur gibi içeceksin!

İçiyorsan rakıyı öve öve,

Söve söve kusacaksın ne varsa içinde.."

İçki konusunda sınırlı örnekler verdim. İçkiyle ilgili okadar çok yazılan, söylenen sözler var ki, ne Ömer Hayyam’dan bahsettik ne deAydın Boysan’dan…

İçki kültürü yasakla yok edilemez.

Onun kökleri yok edilemeyecek kadar derindir. 

Please publish modules in offcanvas position.